« Önceki | Sonraki »

Cumartesi, Ekim 7, 2006

Güney

Ruhadan çıkınca Diyarbakır’a doğru,

Kadınlar görürsünüz bozkırlar boyu…

Cemre gözlü, hızmalı,

Aşiret kadınları…

Bıçkın delikanlılar görürsünüz,

Hüzünleri kumral,

Rahvan küheylanlarıyla,

Şimal rüzgarlarını kıskandırırlar…

Gelinlik çağında kızlar görürsünüz,

Tutmamıştır elleri erkek eli,

Yürekleri ilmek ilmek ,

Istırap işlemeli…

Hamaklarda çocuklar görürsünüz,

Omuzlarında nazardanlıklar,

Ne deniz vardır ne doklar,

Yatırlar görürsünüz tepelerde,

Gün Nemrut’un ardına devrilende,

Umudun sarısını yatırırlar,

Köylük yerlerde,

Zaman yürür böyle….

Salı, Ekim 3, 2006

Bilirmisin Bu Masalı

Salı, Ekim 3, 2006

İkindi Hüzünleri (2)

               Gidersen Minik Kız .Uzak iklimlere esen bütün rüzgarlara hıçkırık yollasam susmaz yarasında alevler fışkıran kalbim…Gittiğin vakit hayat ateşten bir gömlek olur sırtımda bilmezmisin..!!! Bir ah çeker ardından bütün anılar.Dünyanın her yerinde kederli bir dağ gibi dururum yokluğunda… Öksüz  gibi ıssızda boynum bükük anla.. Anla Küçük Kız…Rüzgarımsın kanatlarımda…Sarısaçlı şiirim dudaklarımın ucunda….Bakışlarım yürür gider yüreği Mercan Kızım gölgenle beraber  sınırlarötesine….Saçların kehribar nazarların cerenlerinkine benzer

               Eylül yangınlar ayıdır bilirim.. Alaz  bir sevdadır gül yaprağına dokunur..Bir ahtır dillerde dört mevsim okunurda okunur. Gittiğin vakit  bir varmış bir yokmuş bilemem seni…Sen nefes aldığın vakit.Varsın kurusun bütün kırçiçekleri  mevsimsiz...Ne yazar….Susmasın bu deli rüzgar....Bir çöl akşamında kalacaksam..Bildiğim bütün şarkılarda sarhoş olup ağlayacaksam...Jilet keskinliğinde esip geçecekse anılar usumu. Mahkumsam bu sevdaya susar kalbim intizarın sende kalır Minik Kız…Her bahar her yaz her sonbahar ve her kış vuslatı arzulayan bir kor olur kalbim kimseler duymaz . Sen bile…

               Bütün korkuların en acımasızını omuzunda getirsin ecel…

En hoyrat  sevdalara açmışsam yüreğimi.. Özlemlerimi bu rüzgar alıp götürecekse adı sanı olmayan bir ummanın orta yerine gömecekse...Bu gurbet yolu öylece dursun düşümde ömür  boyu…Yeterki gitme…

               Issız dağbaşlarında  gömerim sesimi….Kirletilmiş gökyüzüne savurarak kıyamadığım hayallerimi…Nefes aldıkça  bir ah olup döneceksen  dilimde…Bırak bu aynalar kırılsın her gece içimde..İki gözüm iki çeşme kalsın …Kime ne…Zaten kimselere anlatacak bir hikayem kalmazda bundan böyle..Ah yaralı serçem vurma kanatlarını böğrüme…Her yanım yara bere içinde…Ya dur durduğun yerde.Yada al benide götür kanatlarının ucunda  gideceğin yere…Yüreğimin içini seninle doldurmuşum…Boşaltma böyle…Seninle ikimizden gayri kimselerin bilmediği bir dünya kurmuşum…Yıkma …Bu Eylül sabahında savurtma onca anıyı onca özlemi onca hasreti…Anla beni anla yaralı sığırcığım…Anla Sarısaçlı şiirim…Anla Dağçiçeğim…Anla Siyamikizim…Anla Minik Kızım…

               Anla yüreğimin ipince sızısı anla..Nasıl gideyim dersin bir daha dönmemecesine…Beni diri diri gömercesine….Nasıl gidersin…Yarısı sende kalır kalbimin bilmezmisin…

Pazartesi, Ekim 2, 2006

Bir Yılkı Atıydı Zaman

Bir yılkı atıydın dörtnala

Bir deli boran

Tutmak mı

Ne mümkündü yelenden

Gelip geçtin  yıldırım gibi

Ömrümün rıhtımından

Gençliğimin karçiçeğini

Koparmışım bilmeden

Duvarda asılı duran

Bir takvim yaprağından düşünmeden

 

Bir yılkı atıydın doludizgin

Ne yuların vardı ne üzengin

Akmıydı barudi mi bilmem rengin

Ne tebdil mekan dinledin

Ne dalgakıran

Bu cihanda alda yoktur dengin

 

Ah yılkı atı

Ay huysuz dalkıran

Bahçelerim tarumar

Bağlarım oldu viran

Ey kızılcık şerbeti

Her ikindide genzimi kavuran

Söyle ne istersin nedir derdin

Bir ömür oldu ziyan

İşte son sayfalarında kaldı roman

 

 

Cumartesi, Eylül 30, 2006

Umut

Cumartesi, Eylül 30, 2006

Neyimsin

Şakaklarıma düşünce ilk ak
Senin görmeni
Zemheriye düşen
İlk kar tanesi gibi
Sevmeni isterdim
Hastalığımda  
Başucumda sabahlamanı
Başımı dizlerine koymanı
Alnımın terini
Gül işlemeli mendilinle
Okşayarak silmeni
Saçlarımı taramanı
Sabahları uyandırmanı
Çayımı demlemeni
Kahvaltımı soframa koymanı
işe giderken
Uzun bir yolculuğa çıkacakmış gibi
Avlu kapısından uğurlamanı
Ardımdan su serpmeni
Akşam eve dönmemi
Pencere kenarında
Dört gözle beklemeni
Kapıya koşarak gelmeni
Bir mahpusun
Güneşi özlediği kadar
Özlemeni
Bahar sabahları
Puslu camlara
İsmini yazarken seyretmeni
Ve gece uyurken
Seni nasıl sayıkladığımı duymanı
Şimşeklerden nasıl korktuğumu bilmeni
İlk gün ışıltısını
Başın omuzumda seyretmeni
İlk bahar çiçeğini
İlk kelebek uçuşunu
İlk leylek gelişlerini

Benimle görmeni
İlk kuzu meleyişini
Benimle duymanı
İlkyaz güneşlerini
Çoban ateşlerini
Benim gibi sevmeni
Bu kaçıncı anı
Bu kaçıncı zıpkın sızısı
Kaçıncı kırgın
Kaçıncı talanı ömrümün
Kaçıncı seğirmesi gözümün
Kaçıncı yangın
Kaçıncı harlanışım
Kaç kez küllenmişim
Kaçıncı budanışım
Bu kaçıncı şıvgın
Kaçıncı budaklanışım
Bilir misin  
Ne çocukluğunun şeker pembesini
Ne ergenliğinde utandığın sivilcelerini
Ne genç kızlığının çekingenliğini
Ne gelinlikler içinde görebildim seni
Çocukluk aşkım değil
Arkadaşım değilsin
Birbirimizden yoksun
Habersizdik ikimiz
Ve yıllar sonra
Atıldı ilmeğimiz
Yokluğunda
Bir damla rahmete hasret
Tohum tanesi gibi
Sana nasıl kandığımı
Ve nasıl susuz
Soluksuz kaldığımı
Hiç bilmiyorsun

Perşembe, Eylül 28, 2006

İkindi Hüzünleri (1)

      Geçmişse habersiz kızılca kıyamet gelincik şafakları..Baharın daluçlarına dokunmadan geçmişse mevsimler …Öğleler ikindilere hep böyle devrilecekse bundan böyle.Hep bir akşamüstü garipliği saracaksa bütün benliğimi.Son kuşlarda göçüp gideceklerse bu diyarlardan bir daha dönmemecesine…Ve bütün kır çiçeklerinin boynu bükük kalacaksa eğer… Ölüm gelsin alnımın çatına dursun ne yazar…

      Buralarda ölsem ne… Son nefesimi hiç bilmediğin duymadığın çok uzak bir şehirde versem ne.Gövdesini kurtların oyduğu bir ağaç gibiyim zaten.. Devrilir giderim apansız…Öğleler ikindilere nasıl devrilirse…Giderim Sarı Kız…

      Oysa  sen bilesin isterdim o anı herkesten önce…Herkesten iyi sen anlıyacaktın çaresizliğini sevdiğini adamın.Nasıl sevdiğini duyacaktın derin bir ah gibi…Gün gelir belli belirsiz bir gölge düşer gözlerinin ferine…Hıçkırık balkıran gibi durur genzine düğüm düğüm…Lakin ağlıyamazsın Gülüm…

      Sen ki Hoyrat Dağ Çiçeğim.Sen ki  Sarı Gelinim..Sen Kadınım...Sen Yaralı Ceylanım..Nazlı Bebeğim....Kadersizim Sen...Gülerken Güldürenim...Ağlarken Ağlatanım...Varlık Nedenim...Kopmuş dalım…Savruk yaprağım… Dilimde Ahım… Sinemde marazım..Güneşsiz sabahım..Alınyazım …Minik Kızım Benim…

      Dalları fırtınada kopmuş iki ağaç olmayalım istedim…Her dalımız bir sınır boyunda..Her yaprağımız bir başka ülkeye savrulmuş kalmasın dedim.Zaman geçmeden beyhude…Ömrümüze akşam çanları çalmadan gelirsin diye bekledim..Acıya gülmekle ağlamak arası monoton bir hayatın girdabında bırakma gözlerimizi.Koynumda volkanlar taşırken hasretinden ıssız bir dağ gibi susturma dedim yar.Bilirim ki Aşkın bahçesinden bir gül koklayan bülbül olurmuş..Bilirim ki Aşkın pınarından bir avuç içen ömrünce sarhoş olurmuş...Bilirim ki vuslat ümidi olmayan sevdalılar ağlaya ağlaya kör olurmuş…
           
Sen olmasan…İçimde biriktirdiğim bu yangın olmazsa Can…Dolmazsa iliklerime hasretin…Alnımı yakmazsa bu ateş… Nasıl doğar pencereme güneş söyle..Akarmı sanırsın damarlarımdaki kan...Akmayıversin ulan… Senki umudun baharında Dağ Çiçekleri ve dağlara serilen sabah güneşi kadar güzeldin Minik Kız…Diğeryarım bu rüyadan uyandırma derdin....


Sen gidince yar
Varsın üç mevsim kalsın

Bir eksik bahar

Yıkılsın sırtımı dayadığım

Son duvar

Beni benden alsın uçurumlar

Hiç dinmiyecekse bu har

Eksilecekse Canımıniçinde bir Can

Varsın donsun damarlarımdaki kan

Ne yazar

Çarşamba, Eylül 27, 2006

Tek Yürek

Üç arkadaştık
Üç dalyan
Üç fidan
Üç küheylan
Üç şimşek
Üç fişek

Tek yürek

Ve Botan
Aylardan Nisan
Burada işte burada
Hayata tutunduk
Baharın daluçlarından
İşte bu mazgallardan
Bu koruganlardan
Kartal kayalıklarından
Gabar dağlarından
Her akşam
Mavzer yatağına kurularak

Ölüme soyunarak
Selamlar sunduk yalım ateş
Bütün vatan sathına

Namus aşkına kardeş 

Kankardeşim Seyithan
Gün ışıdığında
Sakalını sıvazlardı
Saçları ayaz kokardı
Tütün sarardı
Konuşmazdı
Bir yavuklusu vardı
Tek satır yazmazdı
Papatya toplardı
Koklardı
Yüreğine basardı
Zarfa koyardı

Ağlardı

Birde Ümithan
Bağdaş kurardı başucumda
Kaşlarını çatardı
Munzura bakardı
Geyiksuyuna
Hasretti baba kokusuna 
Bana Can derdi
Kırçiçeklerini
İstanbul kadar severdi
İçini çekerdi

Zından karası
Hayın bir geceydi
Mayın diye kükredi Ümithan
Sesi titredi
Seyithan tutuverdi
Sen yaklaşma Can
Şu zarfı al
Bir bekleyen var dedi
Gülümsedi
Selam söyledi
Dağ taş inledi
İşte o an

Durdu zaman
Gökyüzüne

Kan çiçekleri yükseldi

Salı, Eylül 26, 2006

Helezonlar Çizer Acı

               Helezonlar çizer içimde acı
             Kıyam etmiş aramıza

             Bu ayrılık ağacı
             Böğrüme batmış dinmez
             Sızlar bu hayın sancı.....

  • Free Image Hosting at www.ImageShack.us http://www.blogcu.com/kullanici/vebirmasalVEBİRMASAL
  • Hüzün istilasında kaldı yüreğim....Sen gidince Minik Kız...Bakakaldım ardından seni götüren yollara...Dilimde bir isyan lezzeti...Dört duvar odayı adımlarken her gece aynalar kırıldı içerimde...Bakamadığım aynalar..Bir ayınga sardım...Dumanını savururken rüzgara sensizlik çığ gibi yıkıldı üzerime...Duvarlarıa çaldım acımı binlerce kez..Kanayan parmak uçlarımla topladım yerden koynuma sakladım...Yağmalanmış bir ömrün ortasında sınırlarötesinde kaybettiğim Minik Kızım nerdesin..Hangi uzak iklimdesin...Nerdesi
MySpace Layouts images

Kategorilerim

    Arkadaşlarım

    Bağlantılarım